8 Eylül 2013 Pazar

Depresyonda İken İnanılan 6 Temel Düşünce

" Yarattığımız dünya düşüncemizin ürünüdür, düşünce değiştirilmeden değiştirilemez." Albert Camus

 

Depresyon insanı vurduğunda duygu ve düşüncelerimizi çalar. Kulaklarımıza baştan çıkarıcı yalanlar söyler. Bu yalanlar her geçen gün bize daha doğru gelir.Bazen depresif dönemden çıktığımızda bu düşüncelerimize hayret ederiz. Depresyonda iken sıklıkla kulağımıza fısıldanan 6 temel düşünce şunlardır:

 

1. Bu sadece biyokimyasal bir hastalıktır. İlaçla düzelirse düzelir. Terapiyle düzelmez.

Depresyon hem biyokimyasal hem de psikososyal bir rahatsızlıktır. Terapi de ilaçlar gibi beynin biyokimyasını düzeltir, yan etkilere yol açmadan ve nüks riskini azaltarak. Farkındalık temelli bilişsel terapi gibi bilişsel terapilerle yapılmış klinik denemeler bilişsel terapilerin bazen ilaçlardan bile daha yararlı olduğunu ortaya koymuştur. İnsan beyni değişime açık dinamik bir yapıdır.

 

2.Benim çocukluğuma/evliliğime/durumuma/sağlığıma/maddi durumuma sahip olan herkes depresyona girerdi.

3. Herşeyi denedim hiçbiri işe yaramadı.

4. Kilo verirsem/terfi alırsam/ ev alırsam/.... olursa daha mutlu olacağım

5. Çok fazla hata yaptım, kendimden nefret ediyorum hiçbirşeyi hak etmiyorum.

6. ".... "  asla katlanamayacağım bir durum. Bu tam bir felaket.

 

The_Anatomy_of_Depression

 

 

7 Eylül 2013 Cumartesi

Bilişsel Terapi Modeli

 Ruhsal rahatsızlıkların biyolojik temelleri olduğuna ilişkin kanıtlarımız her geçen gün artıyor. Bu rahatsızlıklarda beyin kimyasında geçici ve kalıcı değişiklikler meydana geldiği ve tedavi ile düzeldiği gösterilmiştir. Bu nedenle depresyon, anksiyete bozukluğu gibi ruhsal rahatsızlıklara sahip olanların bu rahatsızlığa sahip olmalarını ve yardım aramayı bir zayıflık ya da kendi suçu olarak görmeleri uygun bir yaklaşım olmayacaktır. 20. yüzyılın ikinci yarısında ruh sağlığı alanında yaşanan biyolojik devrim bilişsel terapi ile eş zamanlı olarak yaşanmıştır. İlk defa bir terapi modelinin ilaçlara denk olduğu ve beyinde ilaçların yaptığı gibi kimyasal yararlı değişiklikleri yapabildiği gösterilmiştir. Üstelik bu terapi modelinin ilaçlarla birlikte kullanıldığında hem hastalığı tedavi ettiği hem de nüks etme riskini daha da azalttığı gösterilmiştir. Bu bilişsel modeldir.

Bu model kendimiz,dış dünya ve gelecekle ilgili yaptığımız değerlendirmelere dayanır. Buna bilişsel üçlü denilir. Bu model bireylerin yaşadıklarının gerçek sorunlar olduğunu inkar etmez, küçümsemez. Ancak yaşananlarla ilgili yapılan değerlendirmelerin duygu ve davranışlarımıza yön verdiği gerçeğini de kabul eder. 

Bu model empati ve Platon'un dediği gibi "iç diyalog" yaparak özsaygımızı geliştirmeyi amaçlar. Sorunları küçümsemek ve inkar etmek gibi bir amaç taşımaz.  Bireyin kendisine,çevresine ve geleceğe yönelik algılarını olabilecek en iyi şekilde tanımasını,sorunları hedeflere çevirerek başa çıkma yöntemlerini de güçlendirmesini amaçlar.Bu amaca ulaşmak için büyük bir zeka ya da eğitim düzeyi, aşırı bir özveri ve mükemmeliyetçilik gerekmez.  

Başından sonuna kadar interaktif bir süreçtir. Geribildirimlere büyük önem verir. Yaşananlar birey tarafından ümitsiz olarak değerlendiriliyorsa ve terapiden yarar sağlanamayacağı düşünülüyorsa terapinin başında bu da mutlaka ifade edilmelidir. ancak başlangıçta bu durum oldukça normaldir ve ilk seansta bu düşüncelere sahip olmak terapiden yarar sağlanamayacağı anlamına gelmez. Her seansın sonunda o günkü seansın yararları, terapistle ilgili düşünceler, ödevlerle ilgili düşünceler, çözümlenebilen ve çözümlenemeyenler, sonraki seansla ilgili düşünceler kısaca konuşulur.  

Seanslar arasında yaşanılan ümitsizliğin normal olduğunu, bir zayıflık ya da delilik olmadığını , ancak düzelebilir bir durum olduğunu telkin etmek gerekir.Adım adım somut hedefler konmalıdır. Başkalarına ve dış dünyaya yönelik değişmesini istenen şeylerin de aniden olmayacağını kabullenmek gerekir, tıpkı kendimiz aniden değişemeyeceğimiz gibi.

Bir olay karşısında yaptığımız ilk değerlendirme bu olayda bizim payımız, olayın bize olan etkileri ve bu etkilerin ne zaman/nasıl olacağıdır. Bazen bu değerlendirme sırasında birtakım varsayımlarda bulunuruz ve bu varsayımlar bazen bizi yanlış çıkarımlara yöneltir.  Bunlara otomatik düşünce denilmektedir.  Bunlar çoğu zaman aniden hatta farkında olmadan yapılan varsayımlardır.  Bu varsayımları her insan yapabilir. Çünkü bunların arkasında temel inançlar dediğimiz ,dünya görüşümüzü,kendilik algımızı yansıtan inançlar bulunur.Ancak bunlar karşısında çaresiz değiliz. Farkındalık geliştirebilir, üstesinden gelebiliriz.  Bazen yaptığımız çıkarımların doğru olduğu da olur ancak yine de bu çıkarımların işlevselliği kalmamıştır yani bu çıkarım bizi adeta pasif bir kabullenme yani teslimiyet durumuna sokar.(Ben kısa boyluyum bu nedenle kimse beni sevmez.) Bu da başa çıkma yöntemlerini kullanmamıza engel olarak bizi sonuca değil yokuşa sürükler.

bilişsel terapi ev ödevleri denilen bir tekniği kullanır. Aslında bu kelime çoğu insana bir huzursuzluk vermektedir ve bu huzursuzluğun arkasında da muhtemelen ödevlerle ilgili inanışlarımız bulunmaktadır. Belki de "seanslar arasında yapılacaklar" demek daha uygundur.  Bu ödevler mükemmel olarak yapılmak zorunda değildir bu ödevlerle ilgili not alınmaz. Bunlar tamamen bireyin kendisi içindir.

Son 50 yılda kişisel gelişim alanı edebiyatın en popüler alanlarından birisidir.Bu alanda çok farklı ekoller gelişmiş ve kitaplar yazılmıştır.  Bilişsel terapiyi de bir nevi kişisel gelişim kabul edebiliriz. Ancak şu farkla ki bilişsel terapi binlerce hastada kontrollü deneylerle kanıtlanmış bir modeldir.  Bilişsel terapide seanslar arasında okunmak üzere  bireylere yönelik kitaplar da yazılmıştır.Buna biblioterapi denmektedir.Bu kitaplardan "İyi Hissetmek" ve "Hayatı Yeniden Keşfedin."  gibi bazıları da ayrıca hastalarda denenmiş ve kanıtlanmıştır.Buna benzer diğer kitapları sitemde bulabilirsiniz. 

Unutmayın ki huzur ve mutluluk zorlukların olmadığı bir durumu tanımlamaz. Zorluklara bir amaç uğruna katlanılan ve üstesinden gelinen bir durumu tanımlar. Sağlıcakla kalın.

 

Son Yorumlar